Mağaradakiler

Hayatın içinden, insana dair, insan için…

Mağaradakiler / Edebiyat / Gizemli Keşfin Hüzünlü Tanığı: Hürmüz

Gizemli Keşfin Hüzünlü Tanığı: Hürmüz

/
/
/
45 Views

Aile kurmak özelikle de çocuk sahibi olmak neden önemlidir? Bu türden soruların en azından bir veçhesiyle tatminkâr cevabı çoğu zaman hayatın içinde saklı değil midir? Belki de Profesör Bossert ile Hürmüz Hanım’ın etkileyici ve bir o kadar da hüzünlü yaşam öyküsünde…

Hikâye, araştırmacı-gazeteci Burçak Evren’in* bitpazarında dolaşırken bulduğu iki fotoğraf albümüyle başlar. Alışıldık aile albümlerinden farklı olarak bu albümlerde, bir arkeolojik kazı çalışmasında çekilmiş fotoğraflar bulunmaktadır. Kendisi de arkeoloji eğitimi almış olan Burçak Evren, giderek artan bir merakla albüm sayfalarını çevirdikçe, gizemli bir hikâyenin üzerindeki sisleri aralamaya başladığının belki o an farkında değildir.

Albümdeki fotoğraf karelerinin hemen hepsinin merkezinde, çoğu zaman kolonyal şapkası ve bastonu ile ilk bakışta yabancı asıllı olduğu anlaşılan keskin bakışlı biri vardır. Belli ki bu kişi kazı başkanıdır. Fotoğrafların arkasında ya da kenarlarında, içeriğe ait bir bilgi yoktur. Yalnız, her iki albümün kapak içlerinde elle yazılmış birer küçük yazı vardır; “ Hürmüz I” ve “Hürmüz II”

Bu adamlar kimdir? Hürmüz kimdir? Fotoğraftaki kazı yeri neresidir? Önemli birilerine ait olduğu anlaşılan bu albümler bitpazarına nasıl düşmüştür? Burçak Evren, kafasındaki bu ve benzeri pek çok soruyla, bir araştırmaya başlamak üzere, albümleri küçük bir ücret karşılığı satın alır. Artık sadece fotoğrafları değil, ilginç bir hayatın ve bilinmeyen bir kazının öyküsünü de elinde tutmaktadır.

Albümlerin sırrını çözmek üzere çalışmalara başlayan Burçak Evren, yaptığı görüşmeler ve kütüphane taramalarıyla başlangıçta bir yere varamasa da yılmaz. Aylarca bir ipucuna ulaşabilmek için uğraşır. Sonunda, albümdeki fotoğraflardan birine “Arkeolojinin Delikanlısı” adlı bir kitapta rastlar. Artık düğüm çözülmüştür. Albümlerdeki fotoğraflar Karatepe kazısında çekilmiştir. Hemen her fotoğraf karesinin merkezinde yer alan kişi ise, Türk Arkeoloji Enstitüsü’nün kurucusu, Alman asıllı Profesör Helmuth Theodor Bossert’tir.

Peki, albümlerin kapak içlerine ismini yazmış olan Hürmüz kimdir? Bu sorunun cevabını da Karatepe ekibinde Bossert’in asistanı olarak bulunmuş olan, Profesör Halet Çambel verir. Hürmüz, Bossert’in Türk eşidir. Bossert, 1947 yılında Türk tabiiyetine geçtikten bir süre sonra, konferansları sırasında tanıştığı Hürmüz Hanım’la evlenmiştir.

Bossert, savaş karşıtı duruşu nedeniyle, dönemin Almanya’sında yükselişte olan Nazi yönetimi ile ters düşünce, aldığı davet üzerine 1933 Üniversite reformu ile birlikte İstanbul Üniversitesinde ders vermeye başlar. Bu yıllarda Boğazköy kazılarına da katılır. 1945 yılında ise İstanbul Üniversitesi adına, eski Hitit kervan yolunu araştırmak amacıyla, küçük bir gezgin gurubuyla bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuğu sırasında Feke yöresinde göçebe Yörüklerden, Kadirli yakınlarındaki Karatepe’de bir aslanlı abidenin olduğunu öğrenir. Ancak, mevsim koşulları elvermediği için yollarına devam edemeyip İstanbul’a geri dönerler.

1946 yılı Şubat ayında yaptığı ikinci seyahatte, Kadirli ilçesinin 22 km. güneydoğusuna düşen dağlık bölgede, bugün Karatepe-Aslantaş** diye anılan M.Ö. VIII. ve VII. yüzyıla tarihlenen bir geç Hitit kalesinin varlığını ortaya çıkarır. Bu, 1951 yılına kadar sürecek olan Karatepe keşfinin ilk adımıdır. Karatepe keşfi ve sonrasında elde edeceği başarılar, Bosert’i ilim tarihine geçirecek ve uluslar arası bir üne kavuşturacaktır.

Bossert 1947 Eylül ayında, kazıya başlamak üzere ekibiyle birlikte üçüncü kez Karatepe yolculuğuna çıkar. Bu kez yanında, henüz evlendiği eşi Hürmüz Hanım’da vardır.  Bossert ve ekibi Karatepe kazılarında, dünyadaki bütün Hititologların hayali olan, aynı içerikteki çift dilli metni, Fenike yazısı ve Hitit Hiyeroglifiyle yazılmış yazıtları bulur. Bu keşif o güne kadar çözülememiş olan Hitit Hiyerogliflerinin çözümü için büyük bir adım olup, arkeoloji dünyasında, Napolyon dönemindeki Champollion’un üç dilli Rosetta Taşı keşfiyle karşılaştırılır ve onun kadar ünlü sayılarak büyük yankı uyandırır. Bossert, kazı sonrası yaptığı çalışmalarla Hiyerogliflerin çözümünde de önemli başarılar elde ederek, bu alanda dünyadaki altı bilim adamı arasında yer alır. Hürmüz ise, kazı süresince ve sonrasında, eşi Bossert’in yanında bir fotoğraf albümünden çok daha fazla, bu anıların sahibi olarak tarihi keşfe tanıklık etmiştir.

Eşi Hürmüz Hanım’ın rahatsızlığı nedeniyle evine ve eşine daha çok zaman ayırmak isteyen Bossert, İstanbul Üniversitesindeki görevinden 1959 yılında emekliye ayrılır. Eşinin rahatsızlığını hafifletmek için, kimi zaman Büyükada’da fayton gezileri, kimi zaman kısa seyahatler ya da eş dost ziyaretleri yapar. Fakat ne yazık ki Hürmüz Hanım’ın rahatsızlığı giderek artar. Ve sonunda onu Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırmak zorunda kalır.

Profesör Bossert, 1947 yılından beri hiç yalnız bırakmayıp tüm kazılarına ve gezilerine beraberinde götürdüğü eşini, hastanede yattığı sürece de hiç yalnız bırakmaz. Gün aşırı, Cihangir Tavukuçmaz Sokaktaki evinden Taksime, oradan da Bakırköy’deki hastaneye eşine gider.

1961 yılının soğuk bir 5 Şubatında, yine eşini ziyaret etmek için evinden dışarı çıkar. Taksim meydanına varır, gezi parkının karşısındaki dolmuş duraklarına doğru yönelir. Birden ayağı kayar, düşer… Ve düştüğü yerden bir daha hiç kalkmaz.

Bu noktada sözü, bit pazarına düşmüş albümlerden yola çıkarak bizi önce Bossert’e, Bossert’ten de Karatepe’ye götüren, böylece hem çok önemli tarihi bir yolculuğu hem de bu albümlerin hüzünlü hikâyesini gün ışığına çıkarmış olan Burçak Evren’e bırakalım.

“Hürmüz Hanım, bir gölge gibi hiçbir zaman yanından ayrılmadığı eşine, yine bir gölge gibi kimsenin bilmediği bir tarihte kavuşuverir.

Bu albümler; yalnızca önemli bir tarihin gerçek kanıtları değil, onun da ötesinde bu tarihe tanıklık etmiş talihsiz bir kadının yalnızlığını son ana kadar dindiren belki de azaltan, Bossert’siz yaşamının tek serveti, dayanağı olmuştur.

O’ndan sonra sahipsiz kalıp da bu yüzdendir bit pazarına düşmesi…”

Mustafa İ. Sevimli


*  Arkeolog, araştırmacı-gazeteci. Bitpazarında bulduğu fotoğraf albümlerinin izini sürerek unutulmuş bir öyküyü ortaya çıkarmış ve elde ettiği bilgi ve belgelerden hareketle üç bölümlük “Bossert’in İzinde Karatepe” belgeselinin senaryo yazarlığını ve danışmanlığını üstlenmiştir.

** Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi ve Milli Parkı: Ülkemizin ilk açık hava müzesidir. Osmaniye’ ye 30 km. mesafede, Kadirli ilçesinin 22 km. güney doğusundaki Karatepe yöresindedir. 1947 yılında Profesör Bossert’in başlattığı arkeolojik kazılar sonucunda, son Hitit (Eti) medeniyetine ait çeşitli eserlerin bulunması üzerine, bunların esas yerlerinde ve doğal çevreleri içinde onarılıp sergilenmesi amacıyla kurulmuştur. Tarihi, kültürel ve doğal değerleri içeren 7715 ha. lık bu alan, 28.09.1958 tarihinde Milli Park olarak ayrılmıştır.

1 Yorumlar

  1. Profesör Helmuth Theodor Bossert, ülkemizin hak ettiği değeri veremediği zenginliklerimizdendir. Bu yazı ile onun ve çalışmalarının kitlelere duyurulmasına aracılık etmiş olduğunuz için teşekkürler.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

This div height required for enabling the sticky sidebar