Posted in Genel

Düşüş Dalgasının Kültürel Kodları-3 / Zaman Duygusunun Yitirilmesi

Jules Verne, ünlü romanı 80 Günde Devr-i Alem‘i 1873 yılında yazdı. 25 yıl önce patlayan ve Avrupa’yı kasıp kavuran Halkların Baharı sona ermiş,…

Posted in Genel

Düşüş Dalgasının Kültürel Kodları-2 / Mekan Duygusunun Yitirilmesi

Matrix filminin unutulmaz sahnelerinden biri: Neo, aynı anı iki kez yaşar (Deja Vu). Trinity Neo’ya ne gördüğünü sorar ve Neo…

Posted in Genel

Düşüş Dalgasının Kültürel Kodları-1 / Sahte Modernizm

Yönetmen Ridley Scott’un 1982 tarihini taşıyan Blade Runner filminin müthiş final sahnesi. Filmi izlememiş olanlar için kısaca özetlemek gerekirse, 2019 yılının Los…

Posted in Genel

Münir Derman Anlatıyor: Kanarya

Bir dostumun evinde kanarya kuşları gördüm, kafeslerde… Dostum bana cinslerini, çok güzel öttüklerini zevkle anlattı. Güzel sanatkârane yapılmış kafesleri, yiyecekleri,…

Posted in Genel

Münir Derman Anlatıyor: Buğday

Buğday Tarlasında başaklar teşekkül etmeye başladığı ve yeşil olduğu zaman döllenmesi olur. Erkek başaklardaki küçük tozlar rüzgâr tesiri ile tarlanın…

Posted in Genel

Seçimler, Duygusal Aşırılıklar ve Entropi

Bir seçim dönemini henüz tamamladığımız şu günlerde, sokaklardan zihnimde en çok yer eden; alabildiğine gürültülü, çevreyi kirleten, insan toplum ve çevre sağlığını ihmal eden bir anlayışın öne çıktığı manzara oldu.
Ne yazık ki toplum olarak fazla coşkulu ve gürültülü yaşıyoruz. Bu, belki de sosyonomi* analistlerinin, kitlesel trendin beşinci ve son yükseliş dalgasında gözlenen manik depresif psikozun mani evresi olarak tanımladıkları kitlesel ruh halinin bir göstergesi. Ancak açıklaması her ne olursa olsun, mevcut coşkulu ve gürültülü yaşam tarzımızın sağlıklı bir kitlesel ruh halini yansıtmadığı kuşkusuzdur.

Posted in Genel

Dünyayı Kurtaran Adam

Giriş cümlelerinden finaline, afişinden bugüne kadar gördüğü olağanüstü ilgiye kadar her yönüyle acayip bir filmdir Dünyayı Kurtaran Adam. 1982 yılında çevrildiğinden beri 24 yıl geçmiş olmasına rağmen hala konuşuluyor, tartışılıyor olması da Yeşilçam için ilginç bir satırbaşı olsa gerek. Bin bir acayiplikle dolu bu filmin herhangi bir sinema değeri taşıyıp taşımadığı konunun uzmanlarının ilgi alanına giriyor. Oysa filmin adından zamanlamasına kadar pek çok unsur, geçmişi, bugünü ve yarını anlamak bakımından bizlere oldukça ilginç ipuçları veriyor.

dunyadaki-yerimiz
Posted in Genel

Dünyadaki Yerimiz

Herhangi bir şeyin gerçek durumunu belirlemek için genellikle aynı mahiyetteki başka şeylerle karşılaştırılır. Günlük hayatımızda da bir mal alacağımızda aynı neviden başka ürünlerle karşılaştırarak kalitesini ve fiyatını araştırırız. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de birçok sınav yapılıyor ve o konuyu en iyi bilenler belirlenmeye çalışılıyor. İş hayatında şirketler başarılarını rakiplerine bakarak ölçüyor, rakiplerinden daha çok kâr etmişlerse kendilerini başarılı sayıyorlar. Film yapımcıları ve tiyatrocular filmlerini oyunlarını kaç kişinin izlediğine bakarak başarılarını ölçüyor.

Posted in Genel

Yorum Kirliliği

Ulusal yayın yapan bazı özel TV kanallarına “anchorman”lik uygulaması ithal edildikten sonra, söz konusu kanallardaki ana haber programlarını izlemeyi bırakmıştım. Anchormen kelimesi güvenilir adam şeklinde dilimize çevrilebilir. Kaynak ülkede; güvenilir yorum yapabilen, yaptığı yorumla karşısındaki insanda güven duygusu uyandıran kişi anlamında ana haber bülteni sunucuları için kullanılmaktadır. Ülkemizdeki uygulaması ise; ana haber bültenlerinin, yorum şov programına dönüşmesi şeklinde olmuştur. Bu durumu gören bendeniz haber yerine yorum dinlemek istemediğimden dolayı TV kanallarını değiştirmeye başlamıştım.

Posted in Genel

Ağlamak İstiyorum Sayın Seyirciler

Türkiye futbol hastalığına ne zaman ve nasıl tutuldu?
1950′lerden başlayarak yığınlar halinde kentlere hücum eden kitlelere, sadece bir kaç on yıl önce savaşlar ve işgallerle harap olmuş kentlerin verebileceği fazla bir şey yoktu. Milyonlarca insan akın akın gelirken onları tiyatro seyircisi, kütüphane müdavimi, müze ziyaretçisi yapmak kolay değildi. Kent de onlara çamurlu sokak aralarında sigara dumanlarına boğulmuş kahvehaneler ve yırtık ayakkabıları ile top tekmeleyebilecekleri boş arazilerden başka bir şey vermedi. Önce yığıldıkları banliyö semtlerinden utangaç bakışlarla baktı yoksul yığınlar kentin meydanlarına, sahil yollarına, görkemli caddelerine. Sonra bu yığınlar sel oldu kentin kalbine aktı. Acılı yemekleri, yanık türküleri, geleneksel kültürleri ile seller gibi akan yığınlara direnemedi ve birer birer teslim oldular kentler.